Ruh Varlığı Ankebut’un Tarık Suresi’ni yorumlarken aktardığı bir bölüm:
Soru: Kapıyı yalnız erkek mi çalar, kadınlar ne yapacak?
Evet, Kapı eril tarafından çalınır. Eril güç Rahman sıfattan doğar. Rahman olmayan kapı çalmamalıdır. Eğer çalarsa bu felakettir.
Öyleyse yalnız erkekler, öyle mi?
Rahim, Rahman’dan yoğunlaşarak, sabitlenerek oluşmuştur. Dolayısıyla Rahim’in özü Rahman’dır. Bir erkek kişinin XY kromozomlarından oluştuğunu, kadının XX’ten oluştuğunu düşünerek, kadının hiç eril özellik taşımadığını düşünebilirsin. Oysa X’in muhtevası, özü Y’dir. Yani X kromozomu Y’nin yoğun ve sabitleşmiş halidir. Kadın kapı çalmaya ancak Rahmanlaşmaya geçtikten sonra kabiliyet kazanır. Vücudu kadın olduğu halde olgunluğuyla O kadın bir erdir. Aynı şekilde vücudu erkek olduğu halde hamlığıyla kadın durumunda olanların olması gibi. Yani aslında görüntünüzü oluşturan bedenlerinizin cinsiyeti Kapı’da başka olur. Kapıyı çalmak için Rahman sıfata geçiş yapılır. Bu, sevginin katılıktan, sıkılmışlıktan kurtulup genişlemesiyle olur. Tarık sizin tezahür aleminizde algılanmaz ama kapıyı açabilecekler tarafından O; tıpkı parıldayan bir yıldız gibi görünür. Spiritüalizmde titreşim frekansı diye adlandırılan, ışığın yüksek titreşimi göz kamaştıran yıldız gibidir. Orada ancak sevgi, ışık olarak görünür. Ne kadar sevgi gücü varsa, o kadar parlak olursun. Yeterince parladığındaysa kapıdan geçersin.
Yahu ne olur söyle! Nasıl çalınır bu kapı? Başka ayetlerde de “kapı sahipleri” (ulul el bab) diye geçen bir kavram vardı. Bu, kapıyı geçenlere verilen isim mi?
O kapıyı çalmak, ancak sevgi ve bilincin inançla pişmesi sonucu mümkün olur. O kişi artık ilahi cezbe haline geçebilmeye namzet olur.
Peki ilahi cezbe nasıl anlaşılır?
O cezbe, can fedadır.
Nasıl yani?
O cezbe geldiğinde bütün varlık diye algıladıklarının eridiğini ve tekliğe karıştığını algılarsın. Bu duyguyla bütün zerrelerinin tir tir titrediğini fark edersin. İşte bu anda aşkın yeterince güçlüyse canını O’na, tekliğe feda edersin. Bunu başaramazsan, tezahür aleminin tadı damağında kaldığından (çünkü artık onun bir görüntüden ibaret olduğunu anlamışsındır) diğer tarafa geçemediğinden, arada kalmanın sıkıntısıyla yaşarsın. O arzu içini yakmaya başlar. Yeterince yanarsan nardan nura dönersin yine kapıdan geçersin.
Mevlana’nın “hamdım, piştim, yandım” sözü bunu mu anlatıyor?
Evet.